23 Mayıs 2007

Maskemi Kaybettim



Kişisel gelişim denen şey, gerçekten kişisel...Kişiye özel.. Herkes kendi evresinde birşeyler yaşarken, birbirine dokunan hayatlarımızda, ne karşı tarafın kişisel gelişimi için öğretici olmak, ne de onun kendi gelişimindeki deneyimleri ile bana öğretici konumunda olmasını isterim. Yani "sıkıcı muhabbet etme de içimi doldur" diyemeyiz kimseye.. Ya da "bi sus ta meleklerin konuşşun :)". Hayatımızda yaşadığımız her iyi ve kötü şeyin bize öğrettiklerini aynı yücelikte karşılayıp, aldığımız gibi.. Yaşamımızda geçen en gereksiz -sıkıcı sohbeti de / en iyi sohbet ile aynı değerlendirip, bize getirisi olduğunu düşünmeliyiz.



Ego sanırım bu anlamda en büyük tehlike.. Birşeyler biliyor olmak, kimseyi kimseden üstün ya da aşağıda yapmaz.. Hepimiz birbirimize minik iplikçiklerle bağlıyız aslında.. İnsanda “ ben biliyorum”-“ ben farklıyım” egosunun öğrenmeye ve yeni şeyleri algılamayı durduran birşey olduğunu düşünüyorum. Ne zaman “ben biliyorum bunları ” dersek, o zaman algılarımız sadece bildiğimizin içinde dolanıyor.. İşte o zaman, bir galeride çalışan ve resimlerin hepsini bildiğini - sanattan anladığını söyleyen galeri bekçisinden hiçbir farkımız kalmıyor.... marcel duchamp bir pisuarı sergisine koyup, altına imzasını atarken, bu sanat eseri değil ki diye bakıyoruz sonra..

Hepimiz birbirimize iplikçiklerle bağlıyız. Benim gelişimim başkalarını, başkalarının gelişimi beni etkileyecek.. Yaşadığımız yada deneyimlediğimiz bazı şeyleri başkalarıyla paylaşamadığımız zamanlar olacaktır.. Paylaşamadığımıza, anlaşılamadığımıza konsantre olmak yerine -onları anlayabilmenin ve hoşgörülü olabilmenin bizim öğretilerimizden biri olduğunu görmek gerekir belki de... Herkesin kendi gelişimini yaşadığını düşünüp, bu gelişime saygı göstermek gerekiyor.. Bildiklerimizi, deneyimlerimizi, kişisel gelişim yolunda kattettiğimiz mesafeyi sözlü iletişim yoluyla anlatarak- anlaşılmak isterken, karşı tarafı anlamiyor da olabiliriz.. Sohbetlerini "ne keyifsiz bir sohbet"-" çok geyik" diye adlandırdığımız dialog sahipleri, belki de bizim onlarla olan kişisel gelişim sohbetlerini de aynı bizim algıladığımız gibi " sıkıcı" buluyor olabilir... Bu iki kefe arasında dengede durmak gerekiyor.. Anlamak ve anlaşılmaktan çok, paylaşmayı seçmeliyiz belkide.. Çünkü paylaşma-ortak eden birşeydir.. Anlaşılmak-beklentilidir.. Beklentide olursak anlaşılamadığımız ölçüde hayal kırıklığına uğrarız..

Hayatın içinde iyi, kötü, anlaşılmayan, sıkıcı olan, güzel olan, maskeli, maskesiz birçok şey var. Biz tüm o renklerin içindeyiz..Yüzümüzü hep kendimize doğru çevirip, sadece kişisel gelişmemize odaklanmaktansa... Her zaman sevgi de kalmayı bilerek, hayatın tüm renklerini yaşayarak aydınlanmayı tercih etmeliyiz. Zor olan da bence budur...
Denize atılan küçücük bir taş bile olsa, minik bir dalga yaratır suya düştüğü yerde mutlaka,... sonra o minik dalgalar daha da buyuyerek yayılır, yayılır ve kıyıya kadar varır..

Hiç yorum yok: